Gündeme dair önemli değerlendirmelerde bulunan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'la ilgili dikkat çeken ifadeler kullandı. Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan'ın partiden istifası ve aralarında geçen mesajlarla ilgili açıklamalarda bulanan CHP lideri Özel, "Özarslan Mansur Yavaş'ı da hayal kırıklığına uğrattı" dedi. "İktidarın hedefinde artık Mansur Yavaş olacak" iddialarıyla ilgili soruya da yanıt veren CHP lideri, "Artık bu vakitten sonra bir kez daha aynı yönteme başvururlar mı bilmiyorum ama akıllarına daha inovatif bir kötülük gelirse ondan da Mansur Bey'i esirgemezler, mahrum bırakmazlar." dedi. Özel, gündemdeki 'laiklik bildirisi', Terörsüz Türkiye süreci ve masasındaki son seçim anketleriyle ilgili de dikkat çeken ifadeler kullandı.CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in T24'e yaptığı açıklamalardan öne çıkanlar şöyle;
Bu iktidarın kötülük yapma potansiyeli olarak bakarsanız her şeye ihtimal var ama bu PORTAŞ meselesinde olduğu gibi Mansur Bey'in ortaya koyduğu özgüven ve bu konuda toplumun da “İlk rakibini ortadan kaldırdı, olası rakibine de bunu yapıyor” diyebileceği bir şey, bence bu iktidarın siyaseten taşıyabileceği bir yük değil. İkincisi, Türkiye ekonomisinin de taşıyabileceği bir yük değil. Artık bu vakitten sonra bir kez daha aynı yönteme başvururlar mı bilmiyorum ama akıllarına daha inovatif bir kötülük gelirse ondan da Mansur Bey'i esirgemezler, mahrum bırakmazlar. Ama aynı yöntemle vatandaşı ikna edemedikleri bir şeye, yeniden Mansur Bey'i tabi tutabileceklerini de sanmıyorum ben. Ama her şeyi yapabilirler. Her kötülük beklenir yani.
“MUTLAK BUTLAN, TAM BİR SİYASET MÜHENDİSLİĞİ”
-Mutlak butlan davası tekrar ısıtılmaya başlandı, bu işi dillendirenler var. Size gelen yeni duyumlar var mı? Mutlak butlan riski görüyor musunuz?Mutlak butlan da peşimi bırakmıyor. İlk duyduğum anda “Siyaset mühendisliği bu” dedim. Güya gidiyorsun da önceki başkan geri geliyor. Tam bir siyaset mühendisliği. Partiyi tartışmak ve kamuoyunda tartıştırmak için yapılıyor. O dönem arkadaşlara bu mutlak butlan tartışmasına karşı mutlak sessizlik çağrısında bulunmuştum. Çok uzun süre öyle gitti. Ama tabii öyle şey oluyor ki duruşmaya dört gün kala bir hareketleniyor tabii her şey. Ama her seferinde hatta bizim bazı arkadaşlar “Genel başkanım sizin bu sakinliğiniz çıldırtıyor bizi” dedi. Şu anda da hiçbir endişem ve telaşım yok. Sorun şurada bu sonuçta partinin içinde dışında tartışılmaya devam ettikçe hasar veriyor sonuçta. Yani meşgul ediyor birilerini. Yani ben konuşmuyorum, etrafımız konuşmuyor. Ama birileri konuşuyor. Onun için de ben hep sözüme değer veren herkese diyorum ki yani bu zaten bu amaca yönelik bir şey. O yüzden de tutup da bunları ciddiye almayın. Tartışmalar bazen öyle bir noktaya geliyor ki bu sefer de bir ihtimal üzerinden partideki bizim de kontrol edemeyeceğimiz sosyal medyada aşırı tepkiler yükseliyor, bizim lehimize. Bu sefer partimizin önceki dönem genel başkanlarını rencide edecek bir takım şeyler oluyor. Bu da partinin içine bir mayın döşemek sonuçta. O da çok rahatsız edici bir durum.“TOPLUMDA SİYASİ BİR BEKLENTİYE KARŞILIK GELMEYEN HİÇBİR HAMLE SONUÇ ALAMAZ”
Cumhuriyet Halk Partili herkesin bu meseleyi mutlak bir sessizlik ve sabırla, çıldırtıcı bir sabırla, takip etmesi lazım. Çünkü bunun kendisine hukuken bir tedbir alamazsınız. Şöyle alamazsınız; bunun akılla, mantıkla, hukukla bağdaşır tarafı yok. O günün üstüne üç kere kurultay yapılmış. Hatta bir tanesi her bir üyenin mahalle delegesini seçip ilçe delegesini, il delegesini seçip yaptığı kongredir. O kadar onun üstünden o kadar farklı şeyler geçmiş ki artık ne o delege var ne başkası… Üstüne üç kere yeniden seçilmişiz. Bu meselenin bir laboratuvar çalışmasını İstanbul'da yaptılar. İstanbul'da kongreyi iptal ettiler. Yerine kayyum atadılar. Biz de kongre takvimi işlettik. Defalarca İstanbul'daki ilçe seçim kurulları ve YSK aklın, mantığın, yasanın gereğince karşı tarafı haksız buldu. Bize kongresini yaparlar, yenisini seçerler, usulüne başlayan kongre devam eder dedi. Bu işi biz üç kere yaptık ve bitti artık bu iş yani. Buradan sonra burada da yapılabilecek bir şey yok. Bir de devamında siyaseten de baktığınızda toplumda siyasi bir beklentiye karşılık gelmeyen hiçbir hamle sonuç alamaz.“PARTİ KENETLENMİŞKEN NE BUTLAN NE DE ATOM BOMBASI İŞLER”
Toplum zaten partinin örneğin iyi yönetilmediğini düşünüyorsa hiçbir dava ihtiyacı olmadan partide yönetim sarsılır, sallanır, mecburen gider kendisi güven tazelemek zorunda kalır. Anketlerde birinci parti, oy kullanan delegelerin işte geçerli oyların tamamını almış genel başkan. Tarihte ilk kez anahtar listesi delinmemiş bir çarşaf liste. Çarşaf liste icat edilmiş 1960’ların sonunda ve o günden beri anahtar liste var. Ecevit'in anahtar listesi delinmiş, Deniz Bey'in anahtar listesi delinmiş. İnönü'nün anahtar listesi delinmiş. Baykal'ın anahtar listesi Kemal Bey'in delinmiş. Bugüne kadar delinmeyen iki anahtar liste var. Bir tanesi olağanüstü kongrede yaptığımız anahtar liste, bir tanesi de son olağan kongrede. Bu bizim büyük başarımızdan değil, partinin içindeki büyük kenetlenmeden. Özgür Özel'in kaşına gözüne bin 333 kişi oy vermiyor. Ben “O bin 333 oyun üçünü bile kendime saymıyorum” dedim yaptığım konuşmada. Tarihin en büyük saldırısı altındayız ve partililer partiyi koruyorlar. Kenetleniyorlar dış saldırıya karşı. Parti böylesine kenetlenmişken bu işe ne butlan işler ne dışarıdan atom bombası işler. Yani mümkünü yok. O yüzden de bu kadar parti kendi içinde sağlam bir zemindeyken suni tartışmalar bir sonuç almaz. Sonuç almayacak hukuki girişimler de AK Parti'ye zarar verir, başkasına değil.“PARTİ KAPATMANIN PANZEHRİ KENARDA BİR PARTİ TUTMAK”
-Piyasada uzun süredir dolaşan iddia da sizin bu ihtimale karşı yedekte parti tuttuğunuz. Bu doğru mu?Parti tedbir alır tabii. Bir masamız var. Masamız çalışıyor ve bütün senaryolara karşı tedbir alıyor. Mesela “Bir parti kenarda tutuyor musunuz” konusu. Bu butlana tedbir değil, öyle bir kaygımız da yok. Onun panzehri de o değildir. Butlan olursa biz gideriz asla olmaz. Parti kapatmanın panzehri kenarda bir parti tutmak. Nasıl DEM ile ilgili süreç işledi ve kapatmaya çalıştılar. Hiç değilse tepede o kılıcı tutmak gerek. Hazine yardımını vermeyebilir mesela ve önemli çünkü CHP'nin bir başka geliri yok sonuçta.“BUTLAN İHTİMALİNE KARŞI KENARDA PARTİ TUTULMAZ”
O yüzden yani kenarda bir ya da birkaç partiyle ilgili bir mevzu var ama bu butlanın panzehri değil, butlanın panzehri başka bir şeydir yani. Butlan ihtimaline karşı parti kenarda tutulmaz. Partimi bırakıp mı gideceğim? İstanbul'da bıraktım mı partiyi de butlan olsa burada bırakacağım yani. Sen bugün partiyi bıraktın mı bu bir bayrak meselesi. Millet eline bir bayrağı vermiş. Sen bayrağı bıraktın mı? Bir daha sana vermezler yani. O bayrağı ölümüne tutacaksın, düşeceksen bayrakla düşeceksin. Ama parti kapatmaya bir tedbir almak lazım seçime doğru giderken. Onun bir panzehri olarak arkadaşlar geçmişte bir kriz masası gibi yani daha doğrusu bizim bir kriz masamız var. Savaş odası dediğimiz bir mekanizma ve kapatma hamlesi yapıldığında böyle bir hazırlık yapıldı.İhraçlar butlan süreciyle mi ilgili?Bu ihraçlar parti genel merkezinin yaptığı ihraçlar değil. Şu açıdan söylüyorum. İstanbul İl Disiplin Kurulu'nun yaptığı ihraçlar. Bu yüzden ben partinin genel başkanı olarak bu ihraçlar olmuş ve bitmiş gibi bir şey söylersem yüksek disiplin kurulundaki arkadaşlara haksızlık olur. Onlar bir temiz merci olarak bu dosyalara bakacaklar. Bazen il ihraç eder, burası kınamaya, uyarıya çevirir.“KAYYIMSI BİR ORGANİZMA VAR ORADA; İHRAÇ EDİLENLER SAVUNMA YAPMAYA BİLE GELMEDİ”
İhraç edilen arkadaşların ne yaptığına bakarsanız siyasetle ilgisi olan bir şeyden ihraç oluyor değiller. Yani parti ahlakı üzerinden ihraç ediliyorlar. İhraç edilen arkadaşların içinde doğrudan Ekrem Başkan'a ve arkadaşlara “hırsız” diyenler var. “Bana hırsızları savunma Özgür” diye tweet atıyor adam. Öbür taraftan işte bir bildirge var. Çok ağır bir bildirge ama hiçbirisi sırf bildirgeden dolayı da ihraç edilmiş değil ki savunmaya da gelmemişler. Ben dün sordum ne oldu diye. “Savunma bile yapmıyorlar” diyor. Gelse pişmanlık ifadesi verse hemen üç kademe aşağı düşürülüyor ceza. Parti üye kaybetmek istemez ki üye kazanmak için uğraşır. Ama bugün işte kayyumsu bir mekanizma var İstanbul'da. Kayyum da diyemeyiz yani. Kayyumsu bir yapı, organizma var orada. Bu organizmanın geçmiş dönemden bulduğu kendisini getirip odaya koyup video çekerken konuşup konuşup ağız dolusu partiye, bize, Ekrem Başkan'a, tutuklu arkadaşlara hakaret ve iftira eden bir grup muhatap oradaki ihraçlara. Yine de kendilerini savunma ve nedametle yani pişmanlıkla birlikte “ya biz bunu yaptık ama…” dediğinde partide kalma şansları var. Ama savunma bile yapmaya gelmemişler. Çünkü çok ağır sözleri var.“PARTİYİ BÖLMEYE KALKAN KENDİNİ BÖLER”
-Partide bir bölünme riski görüyor musunuz?Hiç görmüyorum. Bölmeye kalkan kendini böler. Partide çok farklı bir düşünen bir sürü insan var. Biraz önce söylediğim gibi mahalleden başlayarak sandık koyuyoruz. Parti çok farklı bir perspektifte. Ben genel başkanlığı aldığımda 1 milyon 250 bin üyemiz vardı şimdi iki milyon üstünde üyemiz var. Bu kadar farklı insanın hep beraber bir işe konsantre olduğu bütünleştiği bir noktada dolunun altında 83 yaşında partilinin mitingde otobüsün önünde durduğu yerde yani millet oraya gerçekten eylemeye, direnmeye, tarih önünde "Ben de üstüme düşeni yaptım” demeye gidiyor. Bazısının halini görünce ben üzülüyorum ve “o da gelmese olurmuş” diyorum. O yüzden bu aşamada partiden bir bölünme çıkmaz. Sadece çok savrulan birisi varsa kendini dışarı atar. Onun dışında bir şey olmaz.“İSTANBUL’DAKİ KAYYIM NE DURUMDAYSA BURAYA ATAYACAKLARI DA O DURUMA DÜŞER”
-Siz butlan davasından olumsuz bir sonuç beklemediğinizi söylediniz ama konuşulan şöyle bir detay var. “Eski yönetim gelecek ve mevcutların bir kısmı ihraç edilecek” deniyor. Bu durum aylardır dillendiriliyor. Kayyumsu dediğiniz yapı gibi çağrı heyeti bile oluşturulsa bunu engellemek için bir çalışmanız var mı?İstanbul'da bunu yaptılar. Partinin çelengini Özgür Çelik mi koyuyor? Kayyumsu yapı mı koyuyor? Bugün Özgür Çelik'in ihraçlarına karşı çıkıyor değil mi buradaki bazı arkadaşlar? Demek ki Özgür Çelik il başkanı değil mi? Oysa kayyum bizim bir ilçe başkanımızı disipline vermişti. O ilçe başkanı görevine devam ediyor. İstanbul'daki valiliğin resepsiyonuna Özgür Çelik davet ediliyor. Yani halkta karşılığı olmayan hukuki bu tip işler sonuç vermez. Bu meşru görme veya görmeme meselesi. Gürsel Tekin'le geçmişte hiçbir sorunum yok benim genel olarak, kişisel olarak. “Bir çayını içsem yeter” diyor bana. Özel kaleme dedim ki “Sen bile telefonuna çıkmamalısın.” Santralden arasınlar. Bu da Gürsel Tekin’e kişisel husumetimden değil. Gürsel Tekin’le dünya kadar siyaset yapmışım. Ama o artık başka bir yere gittikten sonra tanıyamazsınız onu yani. Kim ne yaparsa yapsın parti bu kadar bütünleşik haldeyken İstanbul’daki kayyum ne durumdaysa buraya da atanacak kayyum o durumda olur.“GÜRSEL TEKİN OLARAK SOKAĞA ÇIKABİLİR AMA CHP’NİN KAYYIMI OLARAK ÇIKAMIYOR İŞTE”
“Millete, halka, üyeye rağmen ben bir siyaset yapacağım ve mış gibi yapacağım” işi olmuyor. Gürsel Tekin sokakta en güçlü siyasetçi olduğunu kendisi için iddia ediyordu İstanbul'da. Çok olumsuz şeyler yaşadı yani. Gürsel Tekin olarak sokağa çıkabilir ama CHP'nin kayyımı olarak çıkamıyorsun işte sokağa, olmuyor.CHP LİDERİ ÖZEL, ANKET SONUÇLARINI NASIL DEĞERLENDİRDİ?
-Kamuoyu yoklamalarından CHP, AK Parti’nin yüzde 5 önünde çıkıyor. Siz CHP Genel Başkanı olarak bu yüzde 5’in CHP’nin seçimi kazanması için yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?Şimdi ilk kısımdaki sorular aslında benzer görünen ama çok farklı cevaplar olan 2-3 tane soru var burada. Birincisi seçim güvenliği meselesi. Bu bizim çok özel çalıştığımız bir alan. Seçime 60 gün kala sorulan bir soru bu. İlk MYK toplantısında görev dağılımı yaptığımızda arkadaşlara “Seçime altmış gün kala bu soru hala soruluyorsa sen buna ne cevap verirsen ver olmuyor” dedim.Mesela geçen seferki eleştirilerin haklı boyutları da var ama aslında yüzde 90 haksız. Mesela geçen seçimde CHP, 7 ilde seçime girmedi. Seçime girmeyince oralara sandık görevlisi veremiyorsunuz. O yüzden sorunlar vardı. Biz sandık görevlilerini şimdiden atadık. 100 kişilik call center var, Parti Meclisi salonunda çalışıyorlar. “Sandığım” diye bir uygulama üstünden de kayıt oldular sisteme sandık görevlileri. 194 bin sandığın 180 bin görevlisini atadık. Şu ana kadar da 146 bin kişi arandı bu görevlilerden ve görevi kabul ettiler. Bunu 190 bine yükseltmeyi hedefliyoruz. Arama kısmı için de 9 Mart’ta tekrar başlanacak.Bundan ilgili iki tane şey yapıyoruz. Bir, 3 aylık görevler tanımlıyoruz bunlara. Sandığım uygulaması muhtemel kendisiyle birlikte oy kullanacak işte Manisa'daki 320 kişiyi gösteriyor bizim sandık görevlisine. Yedeğini de belirliyoruz, o da var. İlk olarak yeşille işaretlenmiş olarak CHP üyelerini görebiliyorlar. Önce onları çağırıyorlar ve diyorlar ki biz bu sandığın ben görevlisiyim birlikte çalışalım. Hatta onlara bazen “Mahalle seçimine nasıl çalışıyorsanız öyle çalışın” diyorum. “Bunun oyunu alırız, bunun alamayız” diyerek ayırmalarını istiyoruz. Ziyaretlerinde tuttukları notları var. İşte AKP’li ile görüşmüşse not alıyor. Örneğin; imza sürecinde destek vermiş mi vermemiş mi not alınıyor. Vermediyse sebebinden çok şey çıkıyor. Devlet memuru olduğu için vermemiş mesela. Ben AK Parti üyesiyim deyip kapıdan kovana bir daha gidip kavga etmeyeceğiz de onunla. Bunlar not alınıyor. Seçime kadar altı kez ziyaret planlıyoruz. Seçmeni arayacak ve “hoşgeldiniz” diyecek. Hatta MHP’liye “Bu sizin üyenizdir” diyecek. Orada iş bitti zaten. Sandığın hakimiyetini ele geçirdin. Böyle bir hazırlığın içindeyiz. Burada 145 binde falanız bunu 180 bine çıkarmak lazım.“SEÇİM TATBİKATI YAPACAĞIZ”
Bu sene eylül ayında şöyle bir şey yapacağız. Eğer eylüle kadar erken seçim olmazsa 2026 yılı seçim tatbikatını eylül ayında yapacağız. Bizim sandık görevlileri belirleyeceğimiz gün sabah altıda kalkacak, yedide okula gelecek. Karekodu okutacak. En nihayetinde de ıslak imzalı kağıdı bize atacak. O gün tatbikatta kırılım yaratanı belirleyeceğiz ve değiştireceğiz. Bütün bu ekip tatbikata katılacak. Eş zamanlı 81 ilde, 963 ilçede sandık görevlileri sandığa gidecek. Bunun tatbikat boyutu dışında iletişim boyutu da olacak. “CHP’nin sandık görevlileri kalktı, gitti. Okulda tatbikat yaptı” denilecek.Yüzde 5 fena fark değil. Yüzde 5’lik fark, çalarak kapanmaz. Ama yüzde 1’in altındaki farklar tehlikeli. Ve sizin sorunuzun esas bir tarafı da şu. Anket hırsızlığı ölçemiyor. Yerel seçimlerde de gördük. Şimdi özellikle merkez sağ seçmende bir kere kazanan tarafa oy verme eğilimi var. Mesela gidiyorsun sen oy istemeye adam diyor ki; “Kazanabilecek misiniz? Nasıl oluyor mu?” Sürekli tartıyorlar.“SEÇMEN KAZANAN TARAFTA OLMAK İSTER”
Manisa seçimlerinde Tanju Tosun ve eşi, “Tunç Bey, bize bir araştırma yaptırıyor” dedi. Biz de “Manisa’ya da bakabilir miyiz?” dedik. Manisa’da yüzde 29 ile milletvekili çıkarmıştık son seçimde. Manisa’yı ölçtüler ve yüzde 38 çıktı. “Manisa ile özdeşleşmiş, çok katı CHP’li olmayan birini aday gösterirseniz size oy verirler. Seçime ortaksınız” dediler. Sonra 41 ve 43 olarak ölçüldü Manisa’nın oy oranı. Kafa kafaya gelebiliriz seçimde falan diyorduk. Seçim akşamı yüzde 60 aldık. Özellikle bu köylerde çıkıyor. Akşam bakıyor, nabız tutuyor kim kazanacak diye.Bizim köy, eskiden beldeydi şimdi mahalle. Bin 100 oyun 100’ünü CHP alıyordu, geri kalanı merkez sağ. Aday olunca gittim. Aile sigortası falan anlatıyordum. Birisi kızgınlıkla mikrofonu elimden çekti. “Bunun ailesinden iyilik görmeyen var mı?” dedi. Yok dendi. “Ne aile sigortası kardeşim? Bunun sigortası ailesi. Hepimiz oy vereceğiz” dedi. Köyde 900 oy çıktı bize. Coşkuyla uğurladılar beni. Ben de sonra teşekküre gittim köye. Cenaze evi gibi… “Ne oldu?” diyorlar. “Köyden milletvekili çıktı” dedim. Çıktı ama “muhalefetlik” olduk diye mutsuz oldular. Bizim oylar boşa gitti mantığındalar. “Sana oy verdik, kazanacağız dedin ama kazanamadık” dediler. Sorunları dile getireceğimi söyleyince de “Sorunu dile getir de asfaltı kime döktüreceksin?” diyorlar. Acayip bir şey var yani. Kazanan tarafta olmak istiyorlar.Bu seçimde mesela CHP’nin alacağına ikna oldular, yüzde 60 oy çıktı. O yüzden biraz böyle özgüveni yüksek, rakamlarda önde olan, seçimi kazanmaya doğru gittiğini gösteren şekilde o yüzde 5 bence 15 de olur. Ondan hiçbir endişem yok. Ama yüzde birin altına doğru fark düşmeye başlarsa hatta ikinin altına doğru her şeyi denerler.“DEVLETİ MİLLETİN KARŞISINA DİKTİLER”
-19 Mart sürecini bir mağlubiyet olarak görüyor musunuz? Merkez sağ seçmeninin bu süreci nasıl yorumladığını düşünüyorsunuz?19 Mart'tan 10 gün sonra yapılan ilk ankette yüzde 55 bu dava “siyasi”, yüzde 25 “hukuki” dedi. Bir de yüzde yüzde 20’lik “fikrim yok, kararsızım” kesimi vardı. Bütün yazı kara propaganda yaparak geçirdiler. Sonra iddianame geldi. İddianamede yeni bir vuruşma oldu karşılıklı. Açıkçası iddianamede onları perişan ettiğimizi düşünüyorum. Çünkü bütün yalanlarının hiçbirisi yok. Çok büyük bir taktik hata yaptılar. Yaz boyunca “Göreceksiniz. Bakın videolar çıkacak parkenin altından milyon dolarlar var. Çantalarda paraların görüntüsü var” dediler. Sonra çıkmadı ve biz de “nerede bunlar” deyince patladı. Şu anda “bu dava siyasidir” diyenlerin oranı yüzde 61 oldu.Seçmen birçok şeye katlanıyor. Hatta bazen ne bileyim işte hukuk dışı sert uygulamalara dahi katlanıyor. Mesela seçmen şunu demiyor; “Ya bu polis niye bu kadar sert? Niye böyle yaptınız?” Ama sandığa karşı yapılan işlere çok sert tepki veriyor. Yani sandığın elinden alınmasına, kararın elinden alınmasına çok sert tepki veriyor. Devleti milletin karşısına diktiler. Devlet ile milleti karşı karşıya getirdiler. Valiler, il başkanı, TRT ve, Anadolu Ajansı'nın yaptığı haksızlıklar… Uzman çavuşlara hiç yaşamadıkları ve hiç yaşamayacakları ilçelerde oy kullandırdılar. Düşünsene bir ilçeye iki bin tane uzman çavuş götürüyorlar. “Oy kullanın belediyeyi AK Parti kazansın” diyorlar. İnsanlar bunu kabul etmiyor ve ciddi reaksiyon veriyor. İnsanlar bu yapılanların hukuki değil siyasi işler olduğunu görüyorsa bu AK Parti'ye yaramayacak. Bence çok da büyük bir bedel ödettirebilir bu iş onlara.“TAYYİP BEY, EKREM İMAMOĞLU'NU ADAY YAPMAMANIN BİR SİYASİ BEDELİNİ ÖDESİN ÖNCE”
Önemli olan seçmenin duygusunu doğru yakalamak. Kendimizi doğru anlatmak. Mesela diploma iptal oldu. Ne olacak? Adayımız İmamoğlu diyorum. Neden? Tayyip Bey, Ekrem İmamoğlu'nu aday yapmamanın bir siyasi bedelini ödesin önce. Rakibinden korkmanın, rakibini hapse atmanın siyasi maliyetiyle karşılaşsın. En sonunda aday olamıyorsa o gün bakılır. Ama o güne kadar millet görsün yani. Benim adayım değil mi? Bizim adayımız İmamoğlu ve Tayyip Bey bunu hapiste tutuyor. Bazıları “Yeni bir aday ilan edin” diyor. Artık Ekrem Bey kendisi adaylıktan çekilsin, yeni biri gelsin. Olur! Sanki Türkiye'de serbest rekabet varmış gibi görünsün o zaman. Ekrem Bey aday değil. Bizim başka bir adayımız var. Tayyip Bey de onunla yarışıyor. Öyle değil ki durum yani.“BAŞÖRTÜSÜ YASAĞINA KARŞI BOYKOT ÖRGÜTLEMİŞ BİRİSİYİM”
-Endişeli muhafazakâr seçmenlerden söz ediliyor. Bu konuda bir mesajınız var mı?Eskiden “CHP gelirse şu olur bu olur” diyorlardı. Yerel yönetimlerde hiçbir şeyin olmadığı belli. Bunu defalarca AK Partililerle de konuştuk. Birincisi üniversite yıllarımda okulda uygulanmaya çalışan başörtüsü yasağına karşı boykot yapmış birisiyim. Boykot örgütlemiş birisiyim. İkincisi Manisa'da kendi seçim çevrem de Türkiye'deki bütün seçmene benim adıma yaşam biçimine saygı açısından kefil olur."ÖZARSLAN MANSUR YAVAŞ'I DA HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRATTI”
-Belediye başkanı adaylarının belirlendiği süreçte özellikle Mansur Yavaş, Mesut Özarslan’ı çok istemişti. Sonrasında takip ettiniz mi süreci?Mesut Özarslan şüphesiz Mansur Bey'in referansıyla aday olduğu doğru, bizim tanıdığımız biri değil. Ama Mansur Bey'i de hayal kırıklığına uğrattığı da doğru. Mesela Mesut Özarslan Çankaya'ya olmazdı, Etimesgut’a olmazdı, Mamak’a olmazdı. CHP'nin öz gücüyle kazanabildiği hiçbir ilçe için Mesut Özarslan olmazdı. Hatta Mamak’a adı geçtiğinde ben, “Burayı bir CHP'liyle kazanacağız” diye söylemiştim. Ama Mesut Özarslan'ın kazandığı Keçiören’de bir CHP'li adayla kazanmamız güç görülüyordu. Ben burada mesela Mansur Bey açısından şunu görüyorum. Mansur Bey bana Mesut Özarslan'ın transfer mevzu olduğunda ve sonra o tartışmalı günlerde, örneğin PORTAŞ'la ilgili suç duygularıyla ilgili dosyayı Mansur Bey verdi. “Sorun efendim, bunlar ne olmuş?” dedi. Mansur Bey’in mesela PORTAŞ'la ilgili kendisiyle ilgili en ufak bir kaygısı yok. “Sorun bu PORTAŞ'la ilgili suç duyurusu ne olmuş, demek ki bunun bizim bilmediğimiz, bunun bir açığı varmış, bunu yakaladıklarına göre” dedi. Sonuçta Mansur Bey'e Mesut Özarslan'ın hesabını sormaya kalktığında ‘Topuklu Efe’nin hesabını da benim vermem lazım o zaman. Veya ‘Topuklu Efe’nin hesabını Sayın Baykal'dan sormak lazım, Allah rahmet eylesin. Beykoz’un hesabını Ekrem Bey'den sormak lazım. Gaziantep’in hesabını benden sormak lazım, benim dönemimdedir. O yüzden bu bir köken meselesi değil, bir ahlâk meselesi, bir kişilik meselesi bu yolsuzluk işleri…“BENİM ONA HİÇ KÜFRÜM YOK, SİNİRLENDİM, GÖRÜNTÜLÜ-GÖRÜNTÜSÜZ DEVAMLI ARADIM”
-Peki çok mu sinirlendiniz o akşam?Sinirlendim tabii. Çünkü bana gelmiş, “Gözlerimdeki ışıltıya bak başkanım, çakmak çakmak gözlerimle hiç bende yalan söyleyen biri var mı? Seni namusumla temin ederim” diyor, küfürlü küfürlü yeminler ediyor kendine; “Şöyle miyim, böyle miyim ben…” diye. Ama üç gün sonra buna kalkışınca ben de sinirlendim tabii. “Ne oldu, böyle diyordun?” dedim. Benim ona hiç küfrüm yok.-Görüntülü de aramışsınız. Görüntülü aradığınızda açtığında ne yapacaktınız?Görüntülü-görüntüsüz ben devamlı aradım onu. İlk başta sorgulayacaktım. “Bakayım, gözlerin hâlâ parlıyor mu?” diyecektim. Bana diyordu ki, “Gözüme bakın, bende hiç partiyi bırakacak birisi var mı? Ben öyle kötü müyüm?” diyordu. Telefonları açmıyormuş, benimkini açar diye aradım aradım. İki gün önce aradığımda perşembe akşamı açtı. Yeminler etti, neler neler söyledi.“AKILLARINA DAHA İNOVATİF BİR KÖTÜLÜK GELİRSE MANSUR BEY'İ DE ESİRGEMEZLER”
-Mesut Özarslan'ın CHP'den ayrılışı ve sizinle yaşadığı süreçten sonra, “Buradan Mansur Bey'e de gelinecek” iddiaları gündeme geldi. Bir yandan Adalet Bakanı değişti, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Ankara’ya bakan olarak atandı. Sizin, “İmamoğlu yoksa Mansur Yavaş var” demecinizi de düşünürsek, böyle bir endişeniz var mı?Bu iktidarın kötülük yapma potansiyeli olarak bakarsanız her şeye ihtimal var ama bu PORTAŞ meselesinde olduğu gibi Mansur Bey'in ortaya koyduğu özgüven ve bu konuda toplumun da “İlk rakibini ortadan kaldırdı, olası rakibine de bunu yapıyor” diyebileceği bir şey, bence bu iktidarın siyaseten taşıyabileceği bir yük değil. İkincisi, Türkiye ekonomisinin de taşıyabileceği bir yük değil. Artık bu vakitten sonra bir kez daha aynı yönteme başvururlar mı bilmiyorum ama akıllarına daha inovatif bir kötülük gelirse ondan da Mansur Bey'i esirgemezler, mahrum bırakmazlar. Ama aynı yöntemle vatandaşı ikna edemedikleri bir şeye, yeniden Mansur Bey'i tabi tutabileceklerini de sanmıyorum ben. Ama her şeyi yapabilirler. Her kötülük beklenir yani.








